Burada neler mi yapıyoruz ?

    Kuyucaklı Yusuf’u biliyor musunuz bilmiyorum, orada şöyle yazıyordu iki insanın karşılaşması kadere bağlıdır, ama beraber kalmaları gayrete bağlıdır yazıyordu yani kader seni karşılaştıra bilir Allah senin çektiğine karşılık sana bir hediye verebilir sen ister sen alırsın istersen almazsın yada beklersin de elinde durmaz o işte tuttuğunu sandığın bir şeyi ellerinle tutamazsın kuş değil ki bu kafese kapatıp hapsedesin zaten hapis ettiğin anda sana gelen hediyeyi öldürmüş olursun ve gelir sorarlar bunun katili kim bunu kim yaptı. Kendim olarak birini sevebileceğimi çok düşünmüyordum açıkçası, bana yapılan onca haksızlığa rağmen benim görüp de sustuğum onca şey varken neyse ben haksızlığa uğradım özeti bu, psikolojik şiddete maruz kaldınız mı hiç? İyi bir şey yaptığınız da bile kötüye çekilip haksızlığa uğradığınız oldu mu günümüz aşklarına bakın hepsi aynı herkes birini çok seviyor ama asla sadık değiller senin yanında oturup gözü dışarda olup gözleri ile fingirdeşiyorsa bir de gelip sana ben seni çok seviyorum diyorsa bunun ruhu da fingirdeşiyordu böyle birini hayatınız da tutmayın bu işin sonucun da ilk başta kocaman bir haksızlık çukurunda kalıyorsunuz sonra o haksızlıkların içinde kendi kendinize mahkeme kurup kendi kendinizi asıyorsunuz sonra yeniden doğuyorsunuz ve bu bir gün iki günde bitmiyor  çok zaman alıyor sancılı günler ağlatıyor... sanki böyle bir mızrak var göğsünün tam ortasında devamlı batıyor sarmaya çalıştıkça sürekli sızdıran bir yara neresinden tutarsan tut sürekli sızdırıyor bu sizi karanlığa sürüklüyor artık karanlığı kabul ediyorsunuz ben kötü biriyim o zaman diyorsun iyi düşünmeyi bırakıyorsun iyilik yapmaktan vaz geçiyorsun mesela iyilik seviyesini minimal dereceye indiriyorsunuz belki inanmazsınız ama kötü olduğumu düşündüğüm zamanlar oldu yaptığım hiçbir şeyden haz etmiyordum kendim den nefret ederdim bu yüzden de pek insanların olduğu yere gitmiyordum uzak duruyordum insanlardan, bir sabah uyandım penceremden gün ışığını gördüm güneş doğmuştu bir kız çocuğu gibi gülümsüyordu sanki yüzüme tüm ihtişamı ile oradaydı dilimden dökülen cümle şu olmuştu, Allah’ım bana gök yüzünü gün ışığını görmeyi nasip ettiğin için şükürler olsun, gün geçtikçe yaptığım o kötü rolünü bıraktım kötü davrandığımı düşündüğüm kim varsa ne kadar tanıdığım insan varsa hepsi ile yüzleştim bu benim vaktimi zamanımı aldı sabrımı aldı benim böyle bir şey yapacağımı bile hiç düşünmüyorlarmış oysa yani haksızlık etmiştim ve haklılardı bulabildiklerimi buldum ulaştım ulaşamadıklarıma da ulaştığım kişiler aracılığı ile ulaştım ben özür dileyince karşımda ağlayıp boynuma sarılan insanlar da gördüm yani benim büründüğüm kimlik yani rolünü yaptığım kimliğin aslında ben olmadığımı onlar da biliyormuş sadece beklediklerini söylediler neyse  işin özü şu ben onlarla medeni bir insan gibi helalleştim hakkını helal eder yada etmez kendi iradesidir kendi bileceği iş bir şey diyemem ben yaptıklarımın cezasını çekmedim mi peki? Allah’ın adaleti şaşar mı tabi ki şaşmaz ben tam düzeldim derken bir insan evladı ile karşılaştım tüm dengemi bozdu beni oyaladı günlerce aylarca şu zaman bu zaman diyerek beni kendine bir güzel inandırdı aslında bunlar benim önceden yaptığım şeylerdi ben aptal gibi göremiyordum bir güzel oyaladı rencide de etti dedim olsun bu acı bize boşuna yazılmadı vardır mutlaka bir sebebi, bunun bir hayrı yoksa sebebi vardır sebebi ve hayrı da yoksa cezadır dedim kabul ettim ben sonuna kadar çektim razı oldum sonra bir gün artık yeter dedim uzaklaşmam gerekiyordu uzaklaştım ondan her şeyinden uzaklaştım bana yaptığı her şeyin farkında olduğumu söyledim artık oyuncağı elinden aldığımı söyledim birkaç sefer denedi ama sonun da onu da affettim içimde çünkü onu da görmek istemiyorum.

    Günlerden bir gündü akşam saatleriydi arkadaşımla sözleştik marinaya gittik yanında bir yakını olduğunu çok eğlenceli biri olduğunu söyledi eğlenmeye ihtiyacım vardı biraz eğlence hiç de kötü bir fikir değildi oturacağımız yere vardığım da kapıdan girince onu gördüm sanki karanlıklar ülkesinin prensesi gibiydi ortalama olarak bir uzun boylu bir kadındı yanlış hatırlamıyorsam koyu renk kahve rengi  uzun bir etek topuklu ayakkabıları kol saati beyaz bir tişört ve sırtına şal tarzı bir ceket vardı yaz günüydü neticede ve mevsime uygun giyinmişti… Sohbet ettikçe eğlendik bana ilk hediyesini o gün verdi içeceğini paylaşmıştı benimle normalde paylaşmam bunu demişti tanımadığı veya yeni tanıştığı biri ile o içeceği paylaşmaz doğru. Üç kişi sohbet ettik güldük bazen sustuk bazen sohbet etmeye devam ettik başka bir yere gittik makarna sevdiğini söyledi kıyafetine yakışacak bir mekan seçtim lüks olup olmaması önemli değildi güzel giyinmiş bir kadını sokak da tavuk pilav yemeye götüremezdim bu arada tavuk pilavı kötülediğimi de düşünmeyin tavuk pilav da iyi bir fikir olabilirdi ama o gün tavuk pilav günü değildi yorgun olduğu yüzünden okunuyordu ve yakın bir yer seçmeliydim marinaya yakın bir yer seçtim makarna yemek istediğini söyledi garson geldi siparişlerimizi verdik yemeğimizi yedik ben tabağımı bitirmemiştim neden bitirmediğimi görünce biraz sitem eder gibi niye yemediğimi sordu yiyemeyeceğimi doyduğumu söyledim güldü ve dedi ki yemek kadar güzel bir şey yok bu hayatta çok eğlenceli çok mutlu oluyorum yemek yerken dedi yemek yerken yemeği ile aşk yaşadığını gözlerimle görmüştüm, tanıştığımız günden gideceği güne kadar neredeyse her gün görüşmüştük, erkeklere güvenmiyordu erkekler ile ilgili genel olarak eleştiri yapardı benim ne suçum var burada oturuyorum ben sana ne yaptım dediğim de sen üstüne neden alınıyorsun ben onlara söylüyorum sen onlar gibi değilsin derdi bana bir parça güvendiğini de anlamıştım bir insanın güvenini sarsmak onun güvenini bozuk para gibi harcamanın bana nasıl bir geri dönüşü olduğunu bildiğim için hiçbir zaman güvenini boşa harcamamalıydım ona tutabileceğim sözler verdim tutamayacağım sözleri vermek istemedim yalan söylemek istemedim yalansız başlamıştım yalansız devam etmeliydim daha sonraları bu düşüncelerimin üstüne yeni düşünceler eklendi onu incitmemeliydim yapa biliyorsam onun hayatını kolaylaştırmalıydım günler geçtikçe fikirlerim de değişmişti eski benliğimi unutmuştum sanki başka biriydi benim içimdeki sanki eski halime dönmüştüm tanıdığım sevdiklerime karşı çok iyi biri olabiliyordum ama tanımadıklarıma aynı değildim sanırım dünya benim içimdeki çocuğu da öldürmüştü ama o benim gibi değildi bazı konularda benimle aynı şeyleri düşünüyor yapıyor olsa bile bana göre çok iyi kalpli biri benim kaybettiğim çocukluk sevincim vardı onda gülünce dünya güzelleşir üzülünce ağladığında kahrederdi beni… Müzeyyen’i tek nefes de söyleyemem tek nefes de anlatamam benim Müzeyyen ile ilgili cümlelerim çok uzun belki de benim anlaya bileceğimden yada farkına varabileceğimden bile uzun cümlelerim.

    Müzeyyeni ilk gördüğüm gün tüm yaşam belirtisi veren hücrelerim ona doğru çekiliyordu sanki engel olamadığım bir çekim gücü vardı yani sarılmak istiyordum korkuyordum, onu ilk gördüğümde aklım kalbim işte o bak geldi, aklım bağırıyordu ne güzel kadın ben şiirler yazarım diyordu, kalbim ben her attığımda Müzeyyen diye atarım, ciğerlerim kokla onu bir kere tüm gözeneklerimde saklayayım, ellerim ellerine dokunduğu anda bir sıcaklık hissettim ben hiçbir yerde böyle bir sıcaklık hissetmemiştim ellerim o anın bitmesini hiç istemedi ellerimi olduğu yerden çekemedim tanıdıktı bir yerden biliyorum, gözlerim gözlerinin kahve rengine denk geldiğinde gözlerimi çevirememiştim onun hareketleri davranışları konuşması düşünceleri bir şey düşünürken nefes alışı yada gözlerini bir yere sabitlemesi dalıp gitmesi gülerek seyrediyordum kendime hala soruyorum yahu nerden çıktı bu şimdi durup dururken ne yapıyor üşüyor mu üzgün mü mutlu mu bir şeyler ile mi uğraşıyor diye merak ederken o hiçbir şeyden habersiz gülümsüyor benim enerji merkezim gibi görmesem rahat edemiyorum.  Bazen bazı şeylerin olmasını çok istersin ama beklemek zorundasındır, gerçekleşirse nasibindir gerçekleşmezse sınavdır bir şeyler öğrenmen gerekir sana gülen bir çift göz yarın başkasına gülümser ise o zaman senin bina yapmak için ince ince yerleştirdiğin o taşları kökünden dinamitler patlatırsın seni değil başkasını düşünürse o binaya acımazsın ben acımam şahsen kendi yaptığım evimi dinamitle kökünden dinamitle patlatır yıkarım limanı da yakarım o limana bir daha yanaşmam birini severken böyle içinden duruyormuş da o sevgiyi ona gösterirken bile içinden koparmış gibi sevmek lazım seviyorsan böyle seveceksin. Bir arkadaşım var Sümeyye eşi için şöyle demişti ben onu içimden koparcasına sevdim canımdan bir parça gibi canımda can gibi sevdim, demişti ne güzel sevmişti eşini Sümeyye de mutlu olamadı ah be sarışın seni de üzdüler sen de güzel insansın Sümeyye buradan onu da anmış oldum. 

Sesine benzer bir ses duyduğum zaman
Bir balık hayata döner ege de
Ve yaz çiçekleri acar
Kalbimin sana özel köşesinde...