

BİR HİKAYE
Bir rüya gördüm bir hastane odası odanın içerisinde yengem annem tam seçemediğim siyah saçlı bir kadın, aradan aylar geçti ben bugün gördüğüm o rüyayı hatırladım… Bir hastane odası ben kapıdan içeri giriyorum odanın içerisinde benim ailem ve siyah saçlı bir kadın yengemin kucağında bir çocuk kucağıma veriyorlar bebek kucağımda odanın içerisinde bakıyorum hastane yatağında yatan kimse yok siyah saçlı kadın yengem ile annemin yarım adım arkalarından gözlerimin içine baktığını hatırlıyorum o gözleri hatırlıyorum o gülüşü hatırlıyorum teninin rengini hatırlıyorum dışarıdan yansıyan beyaz renkli ışığa rağmen seni hatırlıyorum,

Böyle şeylere ne kadar inanırsın bilmem ya da inanır mısın onu da bilmem, gelecekte evleneceğim muhtemel kişi kim diye dua edip uyumuştum. Gördüğüm gözler senin gözlerindi bana doğru dönüp bir anlığına bakıp saçını ellerinle savurup kafanı çevirmiştin gördüğüm saçlar senin saçlarındı bir şeyler değişecek bir şeyleri değiştirmeli birtakım kararlar birtakım adımların atılıp bazı davranışsal bozuklukların giderilmesi gerekiyordu yani özetle soytarılığı bırakmak gerekiyordu artık. Bir takım kararlar bir takım değişiklikler yapıldı ve o gün gelmişti artık kader bizi karşılaştıracaktı ve sonra olacak olanlar olacaktı o gün oraya gelirken telefonla konuşuyordum Kübra ile ben biraz gecikmiştim çünkü evden henüz çıkmamıştım ne kadar ukalaca bir davranıştı evden çıkmadan evvel Kübra ile konuşurken demiştim ki siz bir şeyler için ben sizin içecekleriniz bitene kadar gelirim “Ne içelim” demişti su için demiştim sende söze girmiştin Müzeyyen “Ne içeceğime de karar veriyor ona mı soracağım istediğimi içerim” gülümsemiştim ve hala evdeydim bu konuşmayı yaparken bir yandan pantolonumun diğer tekini de bacağıma geçirmeye çalışıyordum evden çıkmak için telefonu hoparlöre alıp konuşmak aklıma gelmemişti hiç sesini duyduğumda heyecanlanmıştım çünkü şimdi o günü hatırladım gülümseten güzel bir anı yada şöyle diyebiliriz seninle ilgili olan güzel anılarımdan biri sadece seninle konuşurken seni izlerken yaptığın hareketlerin yaptığın şakaların ah Müzeyyen, vasiyet edeceğim bir gün gidip diyeceğim ki ben ölünce gözlerimi götürün Müzeyyene verin belki kendini benim gözlerimle görür senin sandığının hissettiğinin çok daha fazlası var Müzeyyen bunlar belki bir kerede anlayabileceğin şeyler değil ve sen böyle şeylere yabancı da olsan sevilen biri olarak bunların hepsini hissedebilir anlaya bilirsin. Yarım Türkçe biliyor olsan bile her şeyin üstesinden gelebilirsin güçlü bir karaktersin inatçı bir karaktersin ama yorgunsun Müzeyyen bıkmışsın güçlü olmaktan hep sana görev olarak verilmiş şunu yap bunu yap sürekli neyi yapman gerektiği söylenmiş sende yorulmuşsun, istediğin ne varsa onu yapabiliriz Müzeyyen ortak bir karar ile her ikimizin de mutlu olacağı şeyler yapabilir ve bu durumun tadını son damlasına kadar çıkarta biliriz kimseye hesap vermeden kimseye bir şey söylemeden ne istersek gidilecekse plan kurulur konuşulur gidilir yapılır, bir çok şeye çare bulunabilir eğer yeterince istersen mümkün, ben seni o gün görene kadar kadınların kan emici olduğunu düşünüyordum 2 yıl boyunca da bu fikrim değişmedi bir kere gülümsediğini gördüm ağzının kenarından bunu çok sık söylüyorum biliyorum benim gardımı düşürdüğün yer orasıydı bir kez gülümsedin tüm gardımı düşürdün o an zihnimde eski çok eski osmanlı döneminde kullanılan bir cümle “Gayem zat-ı alinizi taciz etmek değil, efkar-i umumide muhhabbet kurmaktır. Cevabı müspetiniz kalb-i hazı halimi tamir ve temin edeceğinden dest-i muhabbetinize talibim.”

Gözlerin gözlerime bir an çevirdiğinde beynimde duyduğum cümle buydu ikimiz içinde öncesinde hayatımızda insanlar olmuştur ne senin yüreğinin teline ne benim yüreğimin teline dokunamamış hiçbir sanatçı, o sanatçıların zamanını yaşarken belki mutluyduk belki değildik, belki memnun belki de memnun değildik ama kesinlikle kördük istediğimiz onlar değildi biliyorduk içten içe ama kördük düzelir diyorduk düzelmiyordu ve bugüne kadar geldi işte Müzeyyen.
Bizi üzen kıran parçalara ayıran herkesten her şeyden uzaklaştıran sebeplerden sabrımızı tüketen sorunlar kişiler somut nesneler bunların hepsini bir masanın üzerine bırakalım ve yan yana durup bakalım neler olmuş sen parmağınla işaret et bak işte şurası burada çok üzülmüştüm ben parmağımla işaret edeyim bak şurada ben çok kırılmıştım ama susmak zorunda kalmıştım tek tek anlatalım konuşalım sonra masayı dağıtalım ben seninle ilgili biriktirdiklerimi yazayım sen bana gülümse sadece biz kalbi ortadan ikiye bölünmüş iki ayrı kişiyiz senin de bir yanın kırık benim de bir yanım kırık ben en tam halimi alıp geleyim sen en tam halini alıp gel iki yarım bir tam ettiğinde kırıldığımız yerden yeniden çiçek açacaktır yeterince zaman verdiğinde kırık yerin artık sızdırmadığını oradan çiçekler açtığını ve zaman içerisinde oradan yeni bir dal uzadığını göreceksin umut et Müzeyyen her şey bizim için bir daha gelmeyeceğimiz bu dünyada layığı ile yaşayıp layık bir miras bırakmalıyız benim bu yazdıklarım kim bilir kimin dilinde olacak yarın bilmiyorum, yarın bu cümleleri okuyup benim yazdığımdan esinlenerek birilerine aşk cümleleri kuracaklar bu yüzden Müzeyyen ben bileğinden sıkıca tutmuşken sen elini serbest bırakma tut bileğimi sıkıca kavra bırakma, elimi tutma bileğimi tut ki elin elimi tutarken terleye bilir ellerin ellerimden kayabilir, bileğimden tut nabzımı avucunda hisset avuçlarının içinde atan kalbimi hisset benim hissettiğim gibi güneş gibi parla Müzeyyen güneşi görünce kapattığın gözlerini parlayan tenini güneş tenine vurunca sana güneşin getirdiği o mutluluk hissini hatırlıyorum kendini bırakmak istemediğini söylediğini hatırlıyorum Müzeyyen sen de ben de ne kadar kabul etmesek de bu bir gerçek ki ikimiz de ellerimiz hava da teslim olmuşuz da bekliyoruz gibi neyi bekliyoruz onu da bilmiyoruz ama bekliyoruz doğru zaman doğru yer doğru mekan belki de bilemiyoruz ama sabırla bekliyoruz o günün gelmesini ikimiz de bu halimizden şikayet etmesek de bunun böyle olduğunu biliyoruz ikimiz de bunu birimizden biri diğerine sorsa kesinlikle “Hayır öyle bir şey yok” diye bir cevap alacağız bunu ikimiz de biliyoruz, belki de bunun büyüsünü bozmamak için ikimiz de böyle bir soru sormadık belki sonra da sormayız Müzeyyen ben seni Müzeyyen diye severim sen beni kelimelerimin arasında ararsın o kelimelerin içinde kendini bulursun bunu bana söylemiş evet hepsini senin için söyledim bazılarını yazdım Müzeyyen, bir damla su birikintisi olmayan bir toprak parçasıydım geldin önce su verdin damla damla besledin sonra güneş açtın rüzgarları getirdin rüzgarlarla çiçek tohumları getirdi tek tek ilgilendin hepsi ile büyüttün şimdi kocaman bir bahçen var dilediğin gibi gezebilirsin kendi evin gibi